Idırellez Beya!

Dün hıdrellezdi. Geçen sene ilk defa bizzat kakava şenliklerine katılarak, yağmurlu bir havada ama renklerle ve dans ederek kutlamıştım.
Aylar öncesinde gitmeyi kararlaştırıp üzerine hiç konuşmamış ama günü geldiğinde de planlamış gibi kalkıp gidivermiştik Tuç’la. Edirne’ye gidişlerim hep ani ve garip oluyor. Bknz. Birinde sadece ciğer yemeye, birinde 19. yaş günümde hönkürerek ‘yaşım 19’ söylemek için MFÖ konserine, birinde kakavaya .. Vardığımızın ertesi günü bu güzel şehri karış karış gezdik. Edirne’ye has yaprak ciğerini ve leziz kavala kurabiyesini tattık. Arastasında gezdik, ruhunu hissettik. Yorgun bir kapanışla şenlik gününe hazırlanmak için uyuduk.

Pagan inanışlardan beridir kutsal olan doğayı bir kez daha yücelten, belirli ritüelleri olan keyifli bir kutlama. Hayat suyundan içip ölümsüzlüğe ulaşan Hızır ile Hz. İlyas’ın adının zamanla iç içe geçmesiyle, iki ayrı kişinin tek bir isimde vücut bulmasıyla anılmış hıdırellez. Her sene 5 mayısı 6 mayısa bağlayan gecede buluştuklarına ve dünyaya bolluk, bereket ve şans dağıttıklarına inanılmış. Sağlık ve şans getirmesi için kırmızı ve beyaz iplerimizi bilek boyumuzda kesip birbirine dolayarak yedi gün kalması suretiyle bileklik gibi taktık. Ardından bir kafeye geçip saatlerce harıl harıl bir sayfa dolusu net dilekler yazdık, kimilerini çizdik. Bir önceki sene de yapıp tuttuğunu test etmiş biri olarak olacağına fazlasıyla inanarak hızımı alamayıp bir sayfa dolusu yazmışım. Bitince bir gülün dibine gömüp gün doğmadan almak üzere bıraktık ve dinlenmek için arkadaşımızın evine geçtik. Ertesi sabah gün aymadan dileklerimizi gömdüğümüz yerden çıkarıp Tunca nehrine bırakmak üzere Sarayiçi’ne doğru ilerledik. Dileklerimizi tatlı bir heyecanla nehre saldık. Yine ritüelinin gerektirdiği gibi dakikalarca sallandık. Geceden orada kalanların ateşlerine konuk olduk. Gün ilerledikçe meydan kalabalıklaştı. Bahara ve Trakya kültürüne yaraşır rengarenk, sazlı, sözlü, çiçekli büyük bir tören hazırlığı yapılmıştı. Ne var ki ışıl ışıl bir gün geçirmeyi hayal ederken rüzgarlı ve yağışlı bir güne devam ettik. Doğanın uyanışını simgeleyen bu bahar şenliği günlerinde yağmur görmeyi büyük bir armağan sayıyorum. Her şeye rağmen hazırlanan devasa ateş tüm heybetiyle yakıldı. Şarkılar söylendi, ateş üzerinden atlandı. Bir ara çıkan rüzgarla ateş öylesine yükseldi ki minik bi parçasından gözüm de nasiplendi. Balkanlarda ve Akdenizde köklü bir gelenek olan bu güzel şenliklerde yine en çok çocuklar ve romanlar eğlendi. A be bi dokuz sekiz’liğe dünya derdini satıp şoparlar gibi şenlendiğimiz bi gün daha anılar arasında yerini aldı.

Bu seneyse Muş’ta kutlamakmış kısmet. Yine şakır şakır yağmurun eşlik ettiği bir sabah kadim bir dostla gün aymadan dilekleri gömdüğüm yerden çıkarıp su aradım. Bulasıya kadar sessiz şehrimin güzelliğini onlarca defa fotoğrafladık. Uğruna köpekler tarafından kovalanıp gereksiz bir adrenalin yaşamamız gerekse de eşsiz ve ruhu olan bir yerde akan su bulduk. Bu senenin tüm niyetlerini bir köprü suyuna bıraktım. Hızır’ın ve İlyas’ın eli değsin. Dileklerim kabul olunmuş halde su gibi hayatıma aksın. 🌿

Daha fazla fotoğraf foto galeride! 😌

Yorum bırakın