Bir Yol Hikayesi: Amasya 2

Sabah güzel bir kahvaltının ardından dinlenmiş ve dinlemeye hazır bir halde çıktık. Sedatif (dinlendirici/yatıştırıcı) bir bahçede kısa bir yürüyüşün ardından iyice ayılarak sunum salonlarını bulmak için binaya geçtik. Sunumların başlamasını beklerken diğer bazı katılımcılarla tanıştık. İlerleyen saatlerde geldiğim yerde ne kadar kıymetli insanlarla birebir tanışma ve konuşma fırsatı yakaladığımı anlayıp verdiğim karardan bir kez daha memnun oldum. Hocalarımın birçoğuyla hala görüşürüz. Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen, alanlarında uzman eğitmenlere hocam Armağan Hanım tarafından sempozyumun en genç katılımcısı olarak tanıtıldım. Hemşirelik üzerine staj eğitimimi alırken yoğun ısrarlar sonucu ilimdeki tüm sağlık birimlerinde algılarım tamamen açık ve öğrenmeye aç bir şeklide çalıştığım için tüm eğitmenlerle kolayca iletişim kurup ortak bir frekans tutturduk. Yine ilgiyle dinleyen hocama teknik kısımları açıklayıp tamamlayarak Armağan Hanım’ı da gururla asiste ve temsil ettim. Öylesine güzel ve çalışılmış sunumlar dinledik ki bir kez daha şanslı olduğumu söylüyor ve talihimi kendim oluşturduğumu da eklemek istiyorum. Günü yoğun bir tempoyla bitirdikten sonra akşam kahvelerimizi içerken sohbetimize aynı yerde konaklayan Amasya Üniversitesi dekanı ve yardımcısı da dahil oldu. Unutamayacağımız, yer yer gergin ama çokça sevecen bir konuşma geçirip uyumaya geçtik.
Ertesi sabah yine güzel bir kahvaltının ardından bu defa heyecanla kendi sunumumuzu yapacağımız salonu aramakla başladık güne. Dün tanıştığımız arkadaşlarımız da dinleyip desteklemek için aynı salondaydılar. Armağan Hanım’ın harika sunumunda sonra yine gayet aktif katılımlı dinlemelerle güne devam ettik. Salon moderatörlerinin artık ‘Rumeysa kızımın bir sorusu var, Armağan Hanım’ın bir katkısı olacak’ diye ismen devam ettiği hareketli ve güzel bir gün daha geçirdik. Kendimizi ödüllendirmek için soluğu bize eşlik eden Gamze Hanımla birlikte Amasya gecesinde aldık. Güzel bir kafede güzel bir sohbet ve manzarayla saatler geçirdik. Ertesi gün son günümüz olacaktı. Yine yorgun bir bitiş yaparak uyuduk.

Son günümüze kalan programımızı tamamlama motivasyonuyla başladık. Son birkaç sunuma katılıp komisyon tarafından Amasya gezisine çıkarılacağımızı öğrendik. Güzel bir ekiple erken saatlerde Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi’ne gittik. Otobüste misafirlere bu aşıkların hikayesini anlattım. Dağ oyuklarını, su yollarını ilgiyle inceleyip Ferhat ile Şirin’in buralarda yaşamamış olduğuna akıl sır erdiremediler. Yine de hep birlikte bu aşıkları güzel Amasya’ya atfettik. Bu şirin şehrin Şirin ile Ferhat’ın aşkını da barındırdığını düşünmek hepimize iyi geldi. 🙂 İkinci durağımıza doğru ilerlerken kendimizi bir kez daha bimarhanede bulduk. Yine tamamen aynı duygularla, müthiş bir memnuniyetle ama bu defa ilgili 25 küsür sağlıkçı çalışan ve eğitmenlerimizden oluşan ekibimiz de bize eşlik etti. Ricaları üzerine zaten detaylı araştırdığım yeri bir defa da keyifle onlara anlattım. Geçen günlerde görmediğimiz bir tünelden ve arka Amasya caddelerinden geçerek şehrin en saygın ve büyük oteli The Apple Palace’a geldik. Güzel bir organizasyonla düzenlenmiş son gecemizi canlı keman resitali ve birbirinden güzel sohbetlerle geçirdik. Gün batımına yakın çektiğim en güzel karelerden biri olan Harşena dağı fotoğrafını da aşağıya iliştiriyorum.

Arkada bir dağ manzarası unsuru olan her yerleşim yerini oldum olası çok seviyorum. Bu uzak ama heybetli görüntünün çok yakınmış gibi yaşam merkezlerimizde boy belki güç  göstermesi beni hep büyülüyor.

Her çağda parlaklıklar gösteren bu kadim kentte antik dönem Amasya’sının görünümünü düşündüm. Dağları, gölleri, ve ırmağıyla coğrafi bir güzelliğe sahipken aynı zamanda coğrafya denilince dünyada akla gelen ilk isimlerden, coğrafyacıların atası olan, antik çağın Evliya Çelebi’si Strabon’un da doğduğu ve yaşamını sürdüğü şehir olmasıyla güzelliğini taçlandırmıştı.  Dünyanın ilk coğrafyacısı olan bu bilgin daha ilkçağda seyahatler yapmış ve yazdığı on yedi ciltlik Geographika’sı ilk çağdaki Anadolu hakkında var olan en eski rehber kaynaklardan biri olmuştu. Bu şehir her dönemde kendine yer bulmuş. Bu nedenle bu şehirde herkes kendinden bir şey bulabilir.

Gideceğimiz günün sabahı valizlerimizi merkezde otobüs acentamıza? bırakıp akşam kalkacak otobüsümüzün vakti gelene kadar kalan rotamızı tamamlamaya karar verdik. Arka caddeden doğruca Amasya Arkeoloji Müzesi’ne gittik. Bu müzeyi diğer müzelerden daha cazip kılan iki şeyi gösterecektim Armağan Hanım’a. Biri Hititlilerin Fırtına Tanrısı’nın minik buluntusu, ‘Teşup’ öteki ise ‘mumyalanmış halde sergilenen’ bir aileydi. Müzede bir saat kadar kaldık. Sonra doğruca II. Bayezid Külliyesi’ne yol aldık. Amasyalıların çokça vakit geçirdiği bir yerdi. Bayezid’in oğlu Şehzade Ahmet’in yaptırdığı, Sultan’ın tahtının tapusu bu camii, Hattat Hamdullah’ın emeğinden geçmiş ve hayranlık veren bu son halini almış. Buranın en büyük medreseleri bu külliye içindeymiş. 38 medresesiyle yıllar boyu ilim ve irfan şehri olmuş. Güçlerden çok sanatkarlar fethetmiş bu şehri.

Yine külliyenin bahçesinde yer alan ve yeni yapılan minyatür müzesine girdik. Ciddi bir emek sonucu ortaya çıkan bu müzeye mutlaka uğramalısınız. Işıklandırma, ses efektleri ve görevlinin anlatımıyla dar vakitli bir gezide Amasya’yı tamamen gezmiş gibi olursunuz. Nitekim biz de gidemeyeceğimizi anladığımız Amasya kalesini, Torumtay Türbesi’ni ve Amasya genelgesinin (“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır”) imzalandığı Saraydüzü Kışlası’nı burada öğrendik ve görevlinin anlatımını dinlemekle yetindik. Müzeden çıkınca Armağan Hanım’ı manzarasını ballandırarak anlattığım, şu an kafe olarak hizmet veren Kızlar Sarayı’na ve Kral Mezarlarına çıkmaya ikna ettim. Dik merdivenlerden mekana ulaşmak zahmetli olsa da sonunda güzel bir manzara ile ödüllendirildik. Tren yolu üzerinden geçmek de hocamın ilgisini çekti.

Helenistik dönemde Amasya’yı uzun bir dönem  başkent olarak kullanan, Pontus Krallarına ait olan  Harşena Dağı’nın güney eteklerine, kalker kayalara oyularak yapılmış Kral kaya Mezarları gezdik. Bu gizemli mezarlar kimi zaman hapishane olarak kullanılmış, kimi zaman Hristiyan keşişlerin inzivaya çekildiği bir yer olmuştur. Mezarlar ile kaya arasında bırakılan boşluksa ilk yalıtım örneklerinden olmuştur.

Zamanında on yıllar boyu Osmanlı şehzadelerine, hatunlarına ve validelerine mekan olmuş şu an sadece kalıntıları olan ve kafe olarak hizmet veren Kızlar Sarayında birkaç saat, gün batımında birbirimize sıradaki şarkıları ısmarlayarak vakit geçirdik. Tuhaftır ki bu zamansız şehri hep Vivaldi’nin Four Seasons’ıyla anıyorum. Yeni gittiğiniz bir şehirde yeni bir koku kullanmanızı ve/veya yeni bir şarkı dinlemenizi tavsiye ederim. O kokuyu ve/veya o şarkıyı her duyduğunuzda o ana gidiyorsunuz çünkü.

Hava kararmadan şehre indik. Amasya’da ilk uğradığımız nokta olan Amaseia Mutfağı’na son kez uğrayıp yabancı olarak geldiğimiz şehirden muhabbetle, yerlisi gibi ayrıldık. Yemeğimizi yeyip yine erkenden beklemeye koyulduğumuz otobüsümüzün acentasında otururken, iki kişi gidip onlarca arkadaş ve onlarca yeni hayata dokunacak fikirlerle döneceğimiz bu şehirde yeni planlar yaptık. Bulunduğu ve emek verdiği her işi projelendirmeyi seven ve çoğunlukla da yapan sevgili hocam Armağan Hanım’la Kocaeli’de bir Sağlıklı Yaşam Paneli düzenlemeye ve bunun açılış oturumunu Amasya’yı anlatarak yapmaya karar verdik. Yaptık da. 🙂 Okulumuzun en kıymetli iki eğitmeniyle aynı sahneyi paylaşmanın haklı gururunu yaşadım. Şehri çok sevgili hocam Yard. Doç. Dr. Yüksel Güngör’den dinlediğimiz, sunuculuğunu Armağan Hanım’ın yaptığı sunumda ben de hemşire kimliğimle Sabuncuoğlu Şerefeddin’i ve Amasya Bimarhanesi’ni keyifle anlattım. Her şeye sebep olan Yard. Doç. Dr. Armağan Yıldırım Hanım’a sevgilerimle ..

Çeksem program olurdu, yazdım anı oldu. 🙂

Yorum bırakın