Bir Yol Hikayesi: Amasya

Kocaeli gibi gerçekten büyük bir şehirde ve büyük bir dağ başı  üniversitesinde okuyacak olmak, İstanbul’a hep çok yakın olmak, başından beri şanslı hissettiriyordu. Sanırım sadece şanslı hissetme konusunda haklı çıktım. Çünkü ne o devasa binalarda okuyabildim ne de İstanbul’a dilediğim her anda -çünkü varmak her seferinde minimum 4 saat sürüyordu, elbette dönmek de- ulaşabildim. Kartepe’nin Derbent köyünde istisnasız her yaşayanının garipsediği bir fakülte binasında lise beşe devam ediyormuş gibi bir üniversite dönemi geçirdim. Tam bir köyden indim köye hali.. 🙂 Tek güzel tarafı yeşil olmasıydı. Bir tek bu sebebe tutunmak bile burada çok güzel başlangıçlar yapmama yetti. Birkaç tane çok kıymetli eğitmenimiz olmasa asla hakkıyla bitirilebilen bir okul olamazdı.

Çok sevdiğim hocam Armağan Hanım’ın kendi üslubuyla işlediği keyifli derslerinde yaptığı anketlerden birine bir not iliştirmemle Amasya’ya kadar uzanan unutulmaz bir yol hikayesi daha edindim. Kişisel olarak sağlıklı yaşamla ilgilendiği için Amasya’dan gelen bir davetle okulumuzu temsilen ‘Sağlık, Toplum ve Kültür Sempozyumu’ na katılmak üzere hazırlıklar yapma telaşındaydı. Yanında olmak istediğimi söyledim, şaşırarak ve şaşırtarak kabul etti. İlk defa böyle bir yol arkadaşım, daha doğrusu onur konuğum olacaktı. Yolculuğumuzun hayli ilginç geçeceği başından belliydi. Gideceğimiz günü heyecanla beklerken ulaşım ve konaklama planlamamızı yaptık. Sunumumuz için eksiklerimizi tamamladık.

Gideceğimiz gün geldiğinde özel hayatı hakkında hiç kimsenin en ufak bir fikrinin olmadığı, bunu gizli tutma konusunda özel bir hassasiyeti olan hocamın evine davet edildim. Çayı ve hoş sohbeti eşliğinde devasa kütüphanesi, bize oldukça gizemli gelen evi ve hayatıyla tanıştım. Doyurucu bir sohbetin ardından zarif bir teklifle yemeğe çıkarıldım. Ardından evden valizlerimizi alıp kalkış saatinden çok önce geldiğimiz otobüsümüzü beklemeye başladık. Prensiplerini hayatının tamamına yaymış bir kadındı. Anlaşılan yalnızca hal diliyle bile bana fazlasıyla hayat dersi verecekti. İşini aşkla yapan genç bir Kamil Koç muavini sayesinde yüzümüzde gülücüklerle çok hoş bir yolculuk geçirdik. Hayatın beni sürekli böyle insanlarla karşılaştırma jestine bayılıyorum. Sabahın ilk saatlerinde sevinçle güzel Amasya’ya vardık.


Armağan Hanım’a hesapta öğrencisi ve hemşiresi olarak eşlik edecekken bir rehber adayı olarak şehri gezdirmeyi ve günün sonunda büyülemeyi de kafaya koymuştum. Şans ki, beklentilere göre değişiklik gösterebilir ama bilene Amasya zaten büyülü bir şehirdi.

Gün, dağ tepelerinin ardından ışıl ışıl yüzümüze vuruyorken zamanında şehzadelere ev sahipliği yapmış bu kadim topraklarda adımlamanın mutluluğuyla kahvaltı yapacağımız bir yer bulmak için ilerledik. Tarihi bir konakken Amaseia Mutfağı olarak dönüşen şirin bir konakta leziz bir kahvaltı yaptık. – Menemenlerini ısrarla isteyiniz!- Öğlen yahut akşam yemeği için tekrar gelinmeyi hak ettiğini düşünerek valizlerimizi bırakıp tarihi sokaklar arasından çıktık. Denizi olmayıp da yalıboyu evleri olan tek şehrimiz Amasya’yı şehri  ikiye bölerek süzülen Yeşilırmak eşliğinde telaşsız ve ilgiyle keşfetmeye başladık. İlerleyen 3 gün boyunca adeta bu güzel konakların kendi güzelliklerini izleyebilmeleri için durup dinlenerek, sükutla akmaya devam etti. Nehirden akıp giden sular misali bu konaklardan da nice insanlar, nesiller gelip geçmişti. Şimdi birçoğu konak ve pansiyon olarak hizmet veriyor.



Sancak şehirlerinin tamamında hissettiğim farklı bir hava soludum burada da. Tartışmasız ruhu olan bir şehir olmasından kaynaklı yüzümüzde hayranlık ve tebessümle gezdik tüm gün. Şehrin gözdesi Hazeranlar Konağı’nda yüzyıllar öncesinde yaşanmış hayatların izlerine dokunduk. Özenle korunmuş ve düzenlenmiş hali ve pek ilgili görevlileri sayesinde konağın ruhunu hissetmemek işten bile değildi.

Yıldırım Bayezid’den II. Murat Han’a tam on iki Osmanlı şehzadesi burada öğrenir yönetim sırlarını. Saltanat beşiği şehir, bu şehzadelerin yedisini taht sahibi yapar. Yüzyıllar boyu tahtın ve bahtın şehri olarak anılır, hep şanslı bulunur. Bizler  de payımıza düşen şansı bulacağımıza emindik.  Şehzadeler Müzesi’nde balmumundan yapılan eserleri ve Yeşilırmak boyu uzanan şehzadeler geçidinindeki heykelleri keyifle gördük. Özçekim yapan ironik heykeli görmeyi de ihmal etmedik.  🙂



Yoldan kalma vücudumuz daha sabah saatlerinde hızla enerji kaybedince rotayı derhal meşhur Galip Amasya Çörekçisi’ne çevirdik. Cevizli, haşhaşlı çöreklerinden, burmasından, yağlısından tattık. Amasya’nın bereketli topraklarında çokça yetişen haşhaş Galip Bey’in emeğiyle yöresel bir lezzete dönüşmüş. Paket paket hediyelik yaptırmaktan kendinizi alıkoyamayacaksınız. Burada çay hizmeti olmadığından aşağısındaki tesiste nefis taze bir çayı eşlikçi kılıp enerjimizi bir güzel yükselttik. İlerleyince karşılaştığımız pazarda, ülkemizde nam salmış küçük, ince kabuklu, mis kokulu, tatlı Amasya elmasından da tadıp farkını onayladık. Bu şehirde kanaatkar bir ticaret vardı. Az sonra Amasya Bimarhanesi’ne gitmek için ayrıldık.



Baş döndüren, sihirli, bir o kadar da huzurlu bir havası vardı. Avludan girer girmez hafif makamlı bir müzik doldu kulağımıza. Sonra birbirinden kibar görevliler karşıladı bizi. Sanırım Amasya’da işini severek yapan insan sayısı bir hayli fazla. Karadeniz bölgesinde yer almasına rağmen, insanlarını karakteristik yapıları açısından İç Anadolu’ya daha yakın bulduk. Memnunduk. İçeriye buyur edildik. Avlunun ortasındaki çeşmeyi hayali olarak akıyormuş gibi tamamladık. Kafamızı kaldırıp güzel gökle göz göze geldiğimizde eşlik eden enstrümantal müzikle kendimizden geçtik. Hizmet verdiği zamanda gelenlerine çok daha fazlasını hissettiriyordur, emindik. Çağının çok  ötesinde bir anlayışla hizmet vermiş Sabuncuoğlu Şerefeddin’i ve Darüşşifası’nı anlatmayı buraya sığdıramayacağım. -Dinlediklerimizden çok daha fazlasını araştırdım. Anadolu Darüşşifaları yazımda daha teknik ve detaylı bir anlatımla yer vereceğim.- Dünya tıbbına katkı sağlamış koca hekime sonsuz minnet ve şükranla büyülenmiş bir halde bimarhaneden ayrıldık. Farkında olmadan burada saatler geçirmiştik.

Rum diyarının Bağdat’ı, anadolu şehirlerinin incisi, medreseler şehri, alimler diyarı, Ferhat ve Şirin ile anılan şirin Amasya ..


Zaman şehrin saat kulesinden dağdaki mezarları süzerek ağır ağır akarken, akşam yemeğini yemek için tekrar Amaseia Mutfağı’na doğru ilerledik. Bu defa leziz keşkeğini, sıcacık toyga çorbasını ve baklalı yaprak dolmasını denedik. Cumbasında kahvelerimizi yudumlarken karanlık bastıkça daha çok güzelleşen bu garip şehri hayranlıkla izledik. Ertesi gün bir amca ‘Buralarda Amasya’yı gece alırsın, gündüz satarsın derler.’ dediğinde hak verecektik. 🙂 Sonra valizlerimizi alarak ve yine yavaş yavaş yürüyüp şehri izleyerek konaklayacağımız yere vardık. Biraz sohbet edip, duşlarımızı alıp derin bir uyku uyuduk. Sabah, başlayacak sempozyuma katılacak ve kalan günlerde zamana yayarak şehrin diğer güzelliklerini keşfedecektik.

Bir Yol Hikayesi: Amasya” üzerine 2 yorum

Yorum bırakın