Bir Hayalin Hikayesi: İran

Dünyada sayısız büyüleyici coğrafya var. Fakat kuşkusuz İran bu coğrafyaların incisi. İran’ı bilmeden dünyayı bilmek eksik kalır. Dahası İran’ı bilmeyen Anadoluyu anlayamaz. Seyahat tutkusunu içinde barındıran yahut yaşadığı yeryüzünü bilme sorumluluğu hisseden her insanın hayatında en az bir kere mutlaka bulunması, havasını soluması gereken bir yer.  Dünya insanı olmak istiyen bir Rumi için tüm bu sebepler elbette yeterli ama bir yandan da zaten zihnimde silinen sınırlar ve memleketim Muş’a yakın olması beni cesaretlendiriyor, bir yandan da bize kıyasla ucuz olması ve sınır geçişinin kolay olması gibi şeylerle kendimi daha çok yüreklendiriyordum. Şu halimle ve şu istekleyken seyahatim her ne olursa olsun mental ve finansal olarak karşılayabilirdim. Çıldırasıya bir istekle İran’ı görmek istiyordum. İtiraf etmeliyim ki içten içe henüz ben de, bu coğrafya da yaşıyorken, yani komşusu Suriye’nin kaderini henüz yaşamamışken -dilerim ve inanıyorum ki yaşamaz- her şey yerli yerindeyken dünya gözüyle bu kadim toprakları bizzat görmek, ayak basmak istiyordum. Sanki yetişmem gerekiyormuş gibi bir telaş. Yaklaşık iki sene böyle yoğun bir bağ kurup durdum bu topraklarla aramda. Üstelik durup sadece gitmeyi dilemedim. Defalarca ayaklanıp yola çıkmama rağmen türlü sebeplerle bu seyahati gerçekleştiremedim.

Backpacker olarak seyahat edenleri buluşturan bir topluluk olan İnterrail Türkiye o sıralar Van’da çok büyük bir gezgin festivali organize etmekle meşguldü. Elbette hepimiz katılmak için can atıyorduk ama en çok ben, yaşadığım yerlerin bilinmesini isterken, memleketimin yanıbaşındaki bu eşsiz şehirde Türkiye’nin dört bir yanından gelen gezginleri ağırlayacak olan bu büyük işi düşünüyor, içim içime sığmıyor, ev sahibi gibi hissediyordum. Şimdi düşününce, waow, ne büyük iş! Bu festivalin tekrarı olmadı. Oysa her sene yinelenmesi planlanıyordu. Tüm yaz planımı buraya göre organize edip mutlaka gelmek istemekten ileride memnun olacaktım. Müthiş bir sahne kadrosu vardı. Üstelik dünyaca ünlü İranlı sanatçı Mohsen Namjoo sahne alacaktı. İstanbul’daki konserini tur sebebiyle kaçırmanın üzüntüsünü hala yaşıyordum. Zaten dinlemeyi çok istediğim biriyken sınır dışı edildiği ülkenin sınır şehrinde şarkılarını seslendirecekti. Ne delilik! Ne tüyler ürpertici bir atmosfer ..

Öyle de oldu. Binbir emekle hazırlanan festivalin günü gelip çattı. Günü gelene kadar gerçekten büyük bir heyecanla beklemiştim. Yaz sezonumu kapatıp yola koyuldum. Türkiye’nin dört bir yanından gelen arkadaşlarımla Van’da buluştuk. Dört günlük obamızı kurduk. Mini bir çadır şehir olduk.
Müthiş bir atmosfer. Bu topraklara, medeniyetin beşiği olduğunu hatırlatır bir hava. Bir festivalden fazlası. Gerçekten.
Gündüz Van’ı geziyor, gece sahnelere yetişiyorduk, bir yandan da şehri gezerken her yerde gördüğüm İran tabelası zihnimi bulandırıyordu. Nasıl halen gidememiş olmama hayıflanmakla geçti zamanım. Üçüncü gün Mohsen sahne alacaktı. Ne şanstır ki aynı gün adada bulunan Akdamar Kilisesi yıllar sonra ibadete açılacak ve törensi bir ayinle, kutlama havasında, tarihi bir an yaşanacaktı. Evet hepsi aynı günlerde, planlanmadan. Şehrin uzun zamandır bu denli kalabalığı görmediğine yemin edebilirim. Bir yanda bu yaşanırken diğer tarafta Mohsen bekleniyordu. Akşam olduğunda festival en kalabalık son gününe hazırdı. 81 vilayetten gelen genç ve sırt çantalı gezginler, Ermenistan’dan Gürcistan’dan ayin için gelenler, İranlılar ve bizi şaşırtacak şekilde farklı uluslardan farklı simalar, konuşulan türlü diller, oynanan çeşitli oyunlarla tam bir kültür kaynaşması. Ne gün ama .. Resmen anın bir ruhu vardı ve şehir bunun ağırlığı altında ezilmek üzereydi. Bu eşsiz anları asla unutmayacağım. O günlerde yaşadığım türlü yoğun duyguları ve duygu geçişlerini bir daha hiç yaşamadım.
Akşam oldu ve Mohsen çıktı. Kim bilir ne duygularla. Farsça, Kürtçe birçok eser seslendirdi. Sınır dışı edildiği ülkesinin sınırında. Bunca zaman sonra ülkesine bu denli yakında. Bir o kadar da uzakta. Birçok ulustan coşkulu dinleyicisine uzun uzun şarkılar söyledi. Bambaşka dillerde konuşan insanlar şarkılarına onun dilinde eşlik etti. Müziğin birleştirici gücüne bakın, bu kadar açık seçilemezdi. Bir sanatçı için en tatmin edici anlardan birini yaşamış olmalı ve belki de en buruk ya da belki sadece karışık. Ne hissettiğini kestirmek zor ama ne hissettirdiğinden bahsedebilirim. Şekil olarak sadece bir konser alanı gibi duruyordu ama o anın bir ruhu olduğuna yemin edebilirim. Tüylerin ürpermesi halini bir tek ben yaşıyor olamazdım. Sonsuz bir boşluğa hoş sedasını bırakıp ayrıldı sahneden. Festival son gününü de sonlandırıp bitti. Gelenler bir hafta içerisinde kafile kafile ancak ayrılabilecekti şehirden. Van gerçekten tarihi bir kalabalığa şahitlik etmişti. Ben sadece katılımcı olarak bile her nedense gururla ayrıldım. Ve tabii her yerde İran tabelası görüyorken bir o kadar da buruk .. Kime ne hissettirdi, kimde ne bıraktı bilmiyorum ama ben o günleri hala böyle anıyorum.

Festival bitince evime döndüm, Muş’a. Kısa süre sonra da okul sebebiyle yine İzmit’te geçtim. Bir yandan derslerim devam ederken bir yandan da İran ile ilgili ne bulduysam okuyordum. Oraya gitme istediğim şüphesiz daha kabarıktı. Neredeyse yanına kadar gitmiş ve dönmüştüm. Derslerimin hafiflediği bir dönemde kafa dinlemek ve kamp yapmak için yine uzunca bir süredir görmek istediğim hatta burada da yazdığım Tazı kanyonuna gittim. Tesadüfen edindiğim yol arkadaşım kamp sonunda İran’a gidersem, ne zaman istersem eşlik edebileceğinin sözünü verdi. Ama pasaportu bile yoktu. Tamamen hazırlıklı ve İran rotası yapan, tanışık olduğum kişilerce bile defalarca ekilmiştim. Bu defa da elbette inanmadım. Ama gerçek bir gezgin olan yol arkadaşım – şimdilerde dostum- hızla pasaportunu çıkardı. Okulunu ve takvimini organize etti. Seyahatimizi cüzi miktarlara finanse edip gerektiği kadar eşyamızı sırt çantamıza alıp backpacker olarak yollara düştük.
İran hakkında fazlasıyla araştırma yapıştım. Olağanüstü misafirperverliklerini duymuştuk. Yalnızca birkaç ilk gün için couchsurfing rezervasyonlarımız, sırt çantamız, pasaportumuz, ne olur ne olmaz diye çadırımız, bir miktar harçlığımız ve cesaretimizle yola koyulduk. Bizi neyin beklediğini zerre kestiremiyorduk. Ama beklediğimizden fazlasını bulacağımıza emindik. Sürprizlerle dolu bir yolculuğa her anlamda hazırdık. Sınırı geçesiye kadar gerçekliğini sorguladığım bir yol yaptık. Sanırım sonunda hayalim gerçekleşecekti.

Güzel İran ..

Bir Hayalin Hikayesi: İran” üzerine 3 yorum

  1. Bir süredir benzer hayaller kuran birisi olarak yazınızı keyifle ve heyecanla okudum. En az bunun kadar heyecan uyandırdığına inandığım İran’daki yolculuğunuzun hikayesini de sabırsızlıkla bekliyorum.

    Beğen

Yorum bırakın