Bir İnsan : Adem Sönmez

Abbas Kiyarüstemi’nin ‘Rüzgar Bizi Sürükleyecek’ filminin çok bilinen bir sahnesi var. https://youtu.be/TK5dcDPEiF8 Bu şarkı boyunca arkada bu sahne gösteriliyor. Bir gün sabaha karşı, hiçbir yerden başlamayıp hiçbir yere varamayan sonsuz bir sarılık boyunca motor üzerinde ilerleyen bu iki adamı izlerken ve anlaşılmazken bile çok tesirli olan bu şarkıyı dinlerken dalıp gitmiş, uyuya kalmıştım. Aynı sabah harika bir ekiple Muş’ta Haspet kalesine hiking (doğa yürüyüşü) yapacaktık. Geceden kalma olduğum için yine aynı şarkıyı açıp yürümeye başladım. Şehirden çıkıp dağ yoluna girmiştik. Yürüdüğümüz daracık yolda bir motosikletli bizi her iki yana ayırıp, kısa bir merhabalaşıp ilerledi. Sabahın ilk ışıklarıyla, sessizliğiyle ve minicik tıngırdayan müziğimle yürümeye devam ederken, önümüzde kıvrılarak yol alan tek motosiklete binmiş iki kişiyi ancak fark edebildim. Sağım, solum sonsuz görünen sarı sazlıklarla kaplıydı. Ortadan geçen kıvrımlı bir yol ve iki kişi buranın arasından kıvrılarak süzülüyordu. Kendimi o anın, o sahnenin, o şarkının içinde buluverdim bir anda. Öylesine güçlü bir hazdı ki sonradan fotoğraflayamamış olmama bir üzülüp bir de iyi ki sarhoşluğuna kapılıp anı yaşamışım diye sevinip durdum. Hayatımın en özel anlarından hala ..

Yürüyüp vardık, yalnızca harabe olarak kalmış kalemize. Ne çok güzellik ve ne çok altın anlar yitip gitmiş diye düşündüm şehrime kaleden bakarken. Fakat sonradan öğrendim ki yitip gitmemiş. Birileri bu işe ömrünü adamak pahasına bu şehirde bu özgün anların çoğunu yakalamış. Yetmemiş saklamış, yaymış. Bu şehrin gözü olmuş, çektiğini konuşturmuş, dili olmuş. Yetebildiği her yeri karış karış dolaşmış. Kimsenin bilmediğini bilmiş, görmediğini görmüş. Şu an arasak bulamayacağımız yerlerde, sıcacık iletişimler kurmuş insanlarla. Memleketlilerinin gönlünde taht kurmuş. En ücra okulda, en uzak resmi kurumda bile altında imzasıyla bir Muş fotoğrafı bırakmış. İnsanlar önünden geçmiş geçmiş bakmış. Ben de o zamandan bu zamana bitmeyen bir popülerlikle hala her yerde fotoğrafları olan bu kişiyi içimdeki büyük minnet ve imrenmeyle tanımak istemişim hep. Ama her nasılsa hiç olmamış. Ancak nihayet  geçenlerde oldu. Her şeyin kendi zamanı vardır. Hep söylerim. Ne zaman olacağını bilir ve vakti geldiğinde oluverir. Topraklarımı tanımak ve tanıtmak için fazlasıyla hevesli olduğum bu günlerde bunu bu güne dek profesyonelce, gerçekten hassasiyetle ve severek yapan Adem beyle artık tanışmalıydım.

Hayatımda görüp göremeyeceğim, gördüğümü tarif edemeyeceğim, şu an istense ve tüm ekipmanlar serilse bile çekilemeyecek özgünlükte, hakikaten emek kokan fotoğraflarla doldurduğu, galeri olmaya hazırlanan salonunda karşıladı bizi. Nereden nasıl başlanır bilinmeyen, uçsuz bucaksız bir sohbet başladı. Müthiş işler yapmış. Atlas dergisinde defalarca kapak olan, TRT’de belgeselleri yayınlanan, Budaklı kaplıcalarını medyayla tanıştıran, Ara Güler’le aynı projede yer alan, -ve bence Anadolunun Ara Güler’i olan- sayısız dergiye, projeye fotoğraflarını sunan, çeşitli illerde sayısız sergi yapan, film çeken, tüm bunlara rağmen gayet mütevazi bir insan. Şehre yıllarca şahitlik etmiş, bıkmadan ve bitmeyen bir tutkuyla. Allah’ın bile unuttuğu bir şehirde, kendi zamanında müthiş bağlantılar kurmuş, yolu güzel insanlarla kesişmiş, nice makinalar dönmüş elinde. Ne söylersen ona dönüşürsün derler ya hep, çok inanırım, fotoğraf demiş fotoğraflar sunmuş hayat ona. O da kovalamış elbette. Dağ köylerine, yaylalara, ovalara, koçerlere gitmiş. Tandırlar ve ışık huzmeleri alametifarikaları olmuş.

Tek tıkla fotoğraf çekebildiğimiz, zamanı durduran bu müthiş olayı sıradanlaştıran, elimizdeki gelişmiş otomatik formlu cihazlarla iki güzel kare yakalayınca kendimizi fotoğrafçı addeddiğimiz bu dönemlerde ne kadar da sıyrılıyor her işten. ‘Hazır sahneler var ve hazır cihazlar, çekmek çok kolay artık’ diye ifade ediyor kendisi de.

Bu topraklar sizi anın, fotoğrafın, sesin içine çekiyor. Ve bunu burada en çok ve en güzel Adem bey yapıyor. Her şey normale döndüğünde, bir müzesi dahi olmayan Muş’a ilk galerisini  -hakikaten müzevari-  kazandıracak. Bunca zaman tanışmayı bekleyip ilk ziyaretçileri olduk biz de üstelik. Yolunuz buradan geçerse, ki lütfen geçirin 🙂 Adem beye uğrayıp şehri ondan dinleyin, onun gözleriyle görün. ‘Neymiş bu Muş da hakket’ deyip ayrılacağınıza eminim. Buraya sığmayacak kadar çok, kendisinden dinlemeniz gereken onlarca keyifli yol hikayesi var. Sıcacık yapıyor içinizi.

Topraklarına müthiş bir tutkuyla hizmet eden tüm emekçi ve sanatkarlara minnetle ..

Ps. Ne söylesem az kalır, youtube’dan Anadolunun Gözleri, Muş bölümünü izleyin lütfen. Linki buyurunuz 🙂 https://youtu.be/q5G8x5bXInk

Yorum bırakın